| |
Kuzeyinde Dağ Yaka ve Fundacık köyü, kuzey doğusunda Karayağcı Köyü, doğusunda Gördes, güney doğusunda Tüpüler Köyü, güneyinde Karaağaç Köyü, batısında Yayakırlık köyü ve Akhisar İlçesi vardır. Şahan Kayası, Ormanlık, Su Sarnıcı, Şeyh Eyne, Menteşe Dede, Şeyh Baba, Şeyh Dede, Lale Peder, Kurt Dedesi yatırları halkın ziyaret ettiği yerlerdir. Adını nerden almaktadır? Bu bölgeye ait tarihi kaynakların verdiği bilgi MÖ. 4. yüzyıldan başlamaktadır. Türkçe olan Kayacık adının 11. yy'dan sonra buraya yerleşen Türkler etrafındaki kayalıklardan dolayı buraya Kayacık adını vermişlerdir. İlk yerleşenler ve yerleşme maksatları: 111.yy da Oğuz Boyuna ait göçebeler yerleşmişlerdir. Konuşmaları ve simaları çevre köy ve kasaba halkına benzemez. Yuvarlak yüzlü, ay çehreli, gözleri hafif çekik, elmacık kemikleri hafif çıkık, Moğol Türklerine benzer tarafları çoktur. Tarih boyunca kimlerin elinde kaldığı ve üzerinde kurulan beylikler: 1- Mö 4. yy Berrgama Krallığı 2- MÖ 546 Persler 3- MÖ 130 Roma İmparatorluğu 4- MS 395 Bizans İmparatorluğu 5- 1300-1340 Saruhan Beyliği 6- 1390 Osmanlı İmparatorluğu
KAYACIK'IN OSMANLI İDARESİNE GEÇMESİ Yıldırım Bayezid, 1390 yılında Kosova'dan zaferle döndükten sonra Batı Anadolu'daki beyliklerle birlikte Saruhan Beyliği'nin başındaki Orhan Bey'in elinden Saruhan Beyliği'nin tamamını almıştır. Bu suretle de Saruhan Beyliği toprakları Osmanlı idaresine geçmiştir. Her ne kadar Yıldırım Bayezid'in Ankara da 1402'deki Timur'a karşı yenilgisinden sonra Timur'un himayesiyle Saruhan Beyliği yeniden kurulmuş isi de bu fazla devam etmemiş, Osmanlı hükümdarı Mehmet Çelebi, Hızırşah Beyi mağlup ve idam ederek Saruhan Beyliği'ni tekrar Osmanlı toprağına katmıştır. Bu tarihten sonra da Kayacık artık bir Osmanlı şehridir. 1850 yıllarına kadar Kayacık'ın Manisa sancağının bir ilçesi olmakta devam ettiğini bazı vakfiyye kayıtlarından ve padişah fermanlarından öğrenmekteyiz. Gördes'e çok yakın olması sebebiyle sonraları Kayacık küçülmeye başlamış ve zamanla Gördes'e bağlı büyükçe bir köy haline dönüşmüştür. Kayacık'ın adı tarih kitaplarında, şöhreti çok eski çağlara kadar uzanan yakınıdaki Şahankayası ve bu kaya üstündeki kale münasebetiyle geçmektedir. Şahankayası'nın tarihine geçmeden önce 1670 yılında Kayacık'a gelerek gördüklerini Seyehatname adlı kitabına yazan Evliya Çelebi'nin, Kayacık hakkında anlattıklarını aktaralım. 1670 YILINDA KAYACIK'A GELEN EVLİYA ÇELEBİ'NİN ANLATTIKLARI Kayacık kasabasında çok kal'a vardır. Amma hayli uzaktadır. Semaya ser çekmiş viran ve yüksek bir kal'adır. Varıp seyretmeden önce kasabada Bostancı Mehmet Ağa'nın evinde yerleştik. Kasaba, Saruhan Sancağı'na bağlıdır. Askeri komutanı vardır. 150 akçelik kazadır. 7 adet, kasaba kadar büyük köyü vardır. İdare reisi vardır. Müftüsü yoktur. Şehrin cümlesi toprak örtülü Türk evleridir. Ama bağ ve bahçesi gayet çoktur. Minareli bir camii vardır. Minare dibinde suyu çok güzel bir çeşme vardır. Mescidi ve evleri o kadar süslü değildir. Şehrin dört tarafında öyle siyah taşlar ve kayalar vardır ki burası adeta bir sığınağa benzer. Atalarımız güçlükle ayak bastı. Han ve okul yoktur. Bir hamam vardır. Bazı kimseler evlerinde tabaklık yaparlar. Gayet güzel kırmızı sahtiyan olur. Bu Kayacık sahtiyanı diye meşhurdur. Hatta Edirne'nin ve İskenderiye'nin sahtiyanından bile üstündür. Mücellitler Kur-an'ı Kerim'leri bu Kayacık sahtiyanından ciltlerler. Etrafındaki kasaba ve köylerin cümlesi pazarlanmak için Kayacık'a gelirler. Kayacık havrasının bağ ve bahçeleri gayet güzel, sulu, şirin ve eşsiz bir yerdir. Bağlarında yaptıkları şırası meşhurdur. Kayacık'ın kırmızı kirazı çok meşhurdur. Bir tanesini tarttık; bir esedi riyal ağırlığında geldi. ( Evliya'nın Kayacık'a kiraz zamanı geldiği anlaşılıyor. ) Anadolu'da kırmızıya dair birşey meth olursa, " Kayacık sahtiyanı gibi kırmızıdır. " derler. Güzellerin yanakları ve dudakları meth olunsa " Kayacık kirazı dudaklı, dünya güzeli " derler. Ve şehir hakkında klavuzlar alıp yalçın, acaip, korkunç görüntülü dağları bir saatte aşıp seyri ve görülmesi vacip olan Kayacık Kal'asına geldik. Evsafı Kal'ai Kayacık Eğer bu kal'anın düşmanı olsa cihangirlerden başka hiç kimse ve hiçbir mahluk bu kaleyi alamaz. Dört tarafı gayya kuyusu gibi derin ve tehlikeli derelerle çevrilidir. Kendisi ise semaya baş çekmiş upuzun, yalçın, tehlikeli, kara, şahin görünüşlü küçük bir kaledir. Tam iki saatte tepesine çıktık. Sanki üstad bir mühendis elinden yeni çıkmış sağlam bir minadır. Ama ne zaman inşa olduğunu Allah bilir. Eski bir kilise ve zemin altında bir su sarnıcı vardır. Etrafındaki köy ve kasabalar bir kitap gibi apaçık görülür. Kapısı güney doğuya açıktır.Velhasıl, sığınılıp saklanılabilecek acaip muhkem ve sağlam bir kal'adır. Bu kayanın güneyinde, iki saate yakın bir yalçın kaya vardır.Gök renkli yalçın bir kayadır. Üçer konak uzaklardan görünür. Allah bilir, bu kaya Nuh Tufanı'nda hasıl olmuştur. Adına, Naldöken derler. Yolu dahi atların nalını döker. Taş dolu bir yoldur. Ondan da iki saate yakın, dağlar, dereler ve çamlı yollar aşıp ... Evsafı Kal'ai Şahan Kayası Ey dostlar, 32 senedir 18 padişahlık yer seyahat ettim. Böyle bir tanrı yapısı, heybetli dağ görmedim. Güneş zevale varmayınca kalenin tepesindeki kale burçlarının duvarları görülmez. Bu derece yüksek, renkli, acaip, garaip bir yalçın dağdır. Kayanın dört tarafı şahin yuvaları ile dolu olduğundan, "Şahin Kayası" derler. Amma eski Yunan'ın "Yenvan" tarihinde bu kayaya "Petromir" derler. "Edmir" adlı kraliçenin yaylağı imiş. Kale dahi onun binası olduğundan kapısının sağ tarafında, kendi yüzüne timsal olmak üzere taştan peri yüzlü bir kadın çehresi vardır. Burası; Rum, Arap, Acem, Hint ve Sind diyarlarını dolaşan büyük seyyahlarve ünlü gemiciler arasında "şahin Kayası" diye meşhurdur. Van gölü sahilindeki Suphan Dağı'na benzeyen bu kayanın dört tarafı öyle parlak ve yüksek kayadır ki dibinden en usta okçular ok atsa yarısına ancak eriştirebilirler. Kayanın tepesine varmak için kayayı keserek yol etmişler.3050basamak kesme merdivenle çıkılır. Her basamağı yarım ziradır(Bir zira, dirsekten orta parmak ucuna kadar olan bir uzunluk ölçüsüdür.). Bu yol üzerinde dinlenme ve durma yerleri de vardır. Kayanın etrafında dolanarak gidilir. Amma at, katır ve eşek çıkmaz. Amma ben ve adamlarım atları aşağıda bırakıp eteklerimizi de toplayarak var kuvveti bazuya verip bin zahmet ve meşakkat ile çıktık. Rengarenk yer yüzünü seyrettik. Yeryüzü sanki işlenmiş nakış gibi idi. Bulutlar arasında sonsuz ormanlar, yeşillikler görülüyordu. Yedi konak batıda Akdeniz görünüyor gibiydi. Bu derece yüksek bir dağdır. Bu yüksek tepeye ancak mavi bulutlar ve uçan kuşlar engel olabilir. Amma burada oturan insanlardan eser yoktur. "Kıdafe" ve "Ezmir"in melikelerinin sarayları daha yeni yapılmış gibi durmaktadır. Yağmur sularının bir damlası zayi olmaması için burada su sarnıçları vardır ki su ile doludur. En tepede Ferhat misali kayaları kesip kanallar açılmış, kayaların yüzünden süzülen yağmur sularının bir damlası zayi olmadan bu kanallardan sarnıçlara ve mağaralara akar. Bu tertip üzerine imar edilmiş yüksek tepedir. Bu kayanın ta tepesinde üç adet büyük köknar ağacı vardır. Bunlardan başka yılan ve çıyandan başka birşey yoktur. Sonra burada inip atlarımıza binerek ve kayanın dibinden geçerek batıya doğru yola koyulduk. Şahin Kayası'nın tepesi mavi bulutlar içinde idi. Evliya Çelebi, Kayacık'a ve Şahin Kayası'na 1670 yılı baharında gelmiştir. Şahin Kayası hakkında görüp anlattıkları bunlardır. Kaynak olarak gösterdiği "Yenvan" veya "Yenuan" tarihini bütün araştırmalarımıza rağmen bulmamız mümkün olmamıştır. Şahin Kayası'na "Petromir" dendiğini de ondan öğrenmekteyiz. Bazı kaynaklarda kesin olmamakla beraber Romalılar zamanında Şahin Kayası'nın adı "Lora" veya "Lorni", Bizanslılar zamanında ise "Plateia Petra" olduğu bildirilmektedir. Şahin Kayası üstündeki kale eski çağlarda müstahkem mevkii, sürgün yeri, hapishane, garnizon merkezi olarak kullanılmıştır. MÖ 546-333 yılları arasında burası Persler tarafından garnizon merkezi olarak kullanılmıştır. Kayaya, " Şahin Kayas " yahut " Şahan Kayası " dendiği gibi üstünde ve uç taraflarında karşılıklı iki tepe olduğu için yöre halkı tarafından, " Çatalakaya " da denmektedir. Tepelerin arasında genişçe bir düzlük bulunmaktadır. ŞAHAN KAYASI HAKKINDA İNGİLİZ TARİHÇİNİN ARAŞTIRMALARI kKayacık'taki Şahan Kayası, pek çok yabancı tarihçinin araştırma konusu olmuştur. Bunların en yenisi olması, kaya hakkında yeni bilgiler vermesi ve Evliya Çelebi'nin verdiği bilgilere yeni açıklamalar gtirmesi itibariyle İngiliz Tarihçi Clive Foss'un Anatolian Studies dergisinin 1987 tarihli sayısında İngilizce olarak yayınlanan yazısının Dr. Cihangir Yurdoğlu tarafından yapılan çevirisinden bazı kısımları nakletmekle yetiniyorum. Kuzey Lidya'nın Şehirleri ve Kaleleri Şahan Kaya : Şahan Kayası; Lidya'nın kuzeyinde yüksek, çok uzaktan görülebilen ve Batı Anadolu tarihinde önemli yerlerden biridir. Bugün adı Gördes olan Eski Julia Gordos'un ilçe sınırları içindedir. Eski Yunan ve Bizans dönemine kadar geniş bir zamana uzanır. 1980 Yılında Şahan Kayası'ndaki harabeye yaptığım ziyarette iki sarnıçla karşılaştım. İşçiliği itibariyle Bizans dönemine ait olduğu anlaşılıyordu. Doğudaki sarnıç, zeminden bir metre kadar aşağıda ve su ile doluydu. Bu sarnıçın batısında birbirine paralel iki duvarın kalıntıları vardı. Güneydeki tepede, ikisi ayakta ikisi devrilmiş dört adet sütun vardı. Bunların hemen arkasında bugün bir metre yüksekliğinde duvar kalıntısı, yukarıda iki tepe arasındaki düzlükte birkaç yapı vardı. Duvarlar sonradan tamir görmüşlerdir. Bu terasta, Roma dönemine ait seramik parçaları ve ayrıca 1.30 metre boyunda büyük bir çatı kiremiti buldum ki bu eski antik döneme aittir. Güneydeki tepeye teras kısmından rahatlıkla çıkılabilmektedir. Burada bazı yapıların olduğu anlaşılıyor ve burada Yedikule adını taşıyan bir kulenin kalıntısı görülüyordu. Kaleye, kayaya oyulmuş basamaklarla çıkılmaktadır. Burada kayaya oyulmuş büyük bir sarnıç ve su kanalları da görülmektedir. Tepe, hemen hemen tamamen surlarla çevrilmiş, güney batı kısmında birkaç tane kule kalıntısı olup en büyüğü en tepedeydi. Bunun tabanı 15 metre çapındaydı. 20 metre alt tarafta daha daha küçük bir kule daha vardı.Kalede yazılı herhangi bir belge bulunamadı. Ancak kale ve kulelerin yapılış biçimlerinden Bizans döneminden eski karanlık zamanlara ait oldukları söylenebilir. Bir kısmı ise Bizans dönemine aittir. Buraya eskiden ünlü iki ziyaretçi gelmiştir.Bunlardan biri Evliya Çelebi'dir ki 1670 yılında gelmiştir. Evliya için burası inanılmaz derecede önemli bir yerdir. Evliya'nın bahsettiği Kraliçe Edmir'in kim olduğu bilinmemektedir. Edmir ismi Yunanca kaya demek olan Petromir'den geliyor olabilir veya Evliya'ya göre burada sarayı bulunan " Kral Ezmir " kelimesinin bir başka şekli de olabilir. Ezmir'in kim olduğu da bilinmemektedir.Muhtemelen İzmir'den türetilmiştir.Çevrede yaşayan köylüler, İzmir'i kuran kişinin erkek kardeşi tarafından bu kalenin kurulduğunu hikaye etmektedir. Yenvan'ın hikayesi eğer var olduysa arıtk bugün bilinmemektedir.Petromir ismi ise bazı gerçeklere dayanmaktadır. Evliye, kalenin girişinde bir kadın heykelinden bahsetmektedir. Ama bugün buna dair hiçbir iz yoktur.Bu bir Roma mezar taşı da olabilir. Evliya Çelebi'den iki yüzyıl sonra 1886'da buraya George Radet gelmiştir. O sırada harabe daha iyi durumdaymış. Dört sütun ayaktaymış. Bizans dönemi duvarları belirliymiş. Kale duvarları da bizim gördüğümüzden daha iyiymiş. Bundan dört yıl sonra da buraya Lidya araştırıcısı Carl Buresch gelmiş. 1901'de ise büyük coğrafyacı Alfred Philippson buraya gelerek jeolojisini tanımlamış ve Şahan Kayası'nın tepesinin yüksekliğini 960 metre olarak vermiştir. 1962 yılında Prof. Louis Robert burasının Bizans kalesi ( Platia Petra ) olduğunu ve daha eskiden de Romalılara karşı baş kaldıran Bergamalı Aristonikos'un önemli kalelerinden biri olduğunu bildirmiştir. Yerleşmiş kilise inanışlarına karşı çıkan Bizans Kralı V. Leo ( 815 - 820 ) Başrahip Athasius'u sürgün olarak bu kaleye göndermiş, Aziz Peter'de buraya onu ziyarete gelmiştir. Burası anlaşıldığına göre devlete ve iktidaa muhalif olanların bir müddet sürgün yeri ve hapishane olarak da kullanılmaştır. Nitekim o dönemde Arap coğrafyacılarından İbni Haykal, 10. yüzyılda Şahan Kayası'ndaki kalenin, Bizans'ın bir hapishanesi olduğunu yazmaktadır. Bu kale 13. yüzyıla kadar Bizans'ın elinde kalmıştır. Prof. Robert'e göre Şahan kalesi Bergama Kralı Aristonikos'un Romalılara yenilgisinden sonra sığınıp saklandığı sonrada yakalanıp Roma'ya götürüldüğü yerdir. Aristonikos'un Roma ordusu ile bir iki yıl savaştığı bölgede Şahan Kayası'nın etrafındaki dağlık bölgedir. Kaledeki yapılar Bergama kralları tarafından mı yoksa daha öncelerden mi yapılmış olduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak kalenin tarihe helenistik dönemde girdiği söylenebilir. MÖ 130'da bölge Romalıların idaresine geçmiştir. Bundan sonra Şahan Kayası terkedilmiş. Artık bin yıl Şahan Kayası ve kalesiyle ilgili birşey duyulmaz. Çünkü Roma ve Bizans dönemlerinde bölgede barış ve sükun hakim olmuştur. Julia Gordos'un batısındaki dağlarda ve Şahan Kayası'nın etrafındaki köylerde, bir tanesi helenistik döneme ait olmak üzere pek çok yazıt bulunmuştur. Lora veya Loreni, her durumda tarihten kaybolmuş ve muhtemelen komşularından birinin yönetimim altına girmiştir. Bir süre önce Kayacık yakınlarında bulunan Tissaphernes imzalı kurşundan yapılmış bir sapan mancınık mermisinin Şahan Kayası'ndan geldiği çok muhtemeldir. Eğer böyle ise burasının tarihi MÖ 5. yüzyıla çekilebilir. Pers Satraplarının burasının stratejik önemini ilk farkeden kişiler olduğu söylenebilir. Fakat her ne ise bu bölgede askeri aktivitenin çokeski ve erken dönemlerde başladığı muhakkaktır.
NOT: Tüm yazı Zekeriya YURDOĞLU'nun Gördes Tarihi adlı kitabından alınmıştır
|
|